Ayrılmış bir anne ve aynı zamanda hemşire olan Jess, yeni bir başlangıç umuduyla kızı ve küçük oğlu Owen’ı alarak çocukluğunun geçtiği eski çiftlik evine geri döner. Ancak bu taşınma, huzurlu bir yaşamdan çok daha farklı bir sürecin başlangıcı olacaktır. Yerleştikten kısa bir süre sonra Owen, komşuların başıboş gezen köpeği tarafından ısırılır. Jess ilk başta bu ısırığın basit bir yara olduğunu düşünse de oğlunun davranışlarında ve bedeninde hızla değişimler gözlemlenmeye başlar.
Owen’ın ateşi düşmez, gözleri kararır, iştahı kaybolur ve geceleri tuhaf sesler çıkarmaya, garip hareketler sergilemeye başlar. Jess, hem annelik içgüdüsü hem de tıbbi bilgisiyle oğlunu kurtarmak için uğraşırken, çevrede daha önce yaşanmış benzer vakaları öğrenir. Isırığın basit bir enfeksiyon değil, çok daha eski ve karanlık bir lanetin parçası olduğunu fark eder.
Zaman hızla daralırken, Jess hem Owen’ı kaybetmemek hem de ailesini bu lanetten korumak için geçmişin gölgesine inmeli, çiftlik evinin karanlık sırlarıyla yüzleşmeli ve bilimle açıklanamayacak bir gerçekle mücadele etmelidir.